Bugün elimde ezber bozan, nefis bir resimli kitap var: O Kadın (C’era questa donna). Hikaye Daniele Mencarelli’ye ait, resimleyen Beatrice Bandiera. Orecchio Acerbo yayınevine özellikle kalbimi bırakıyorum; resimli kitap piyasasında son yıllarda gördüğüm en nitelikli eserlere ev sahipliği yapan yayınevlerinden biri. Bana Nobrow Press’in No Man’s Land gibi eserleri çıkarta-bil-diği dönemlerdeki yaşadığım heyecanı hatırlatıyor.

Hikaye, yazarın deyişiyle zifiri, simsiyah bir kadının sokaklarda sesini duyurmak için çaresiz bir şekilde koşturmasıyla başlıyor. Bir derdi mi var? Neden kimse görmüyor? Neden kimse duymuyor? Neden kimse anlamıyor?
O kadınla dünya arasındaki zırh sapasağlam. Görmezden gelen yayalar ve hiç durmayan araçlar. Kontrolsüz ve aynı zamanda huzursuz bir akış hali. Kadının tüm bu çaresizliği içinde belki de en çarpıcı kısım, ne istediğini anlamak yerine, birbiriyle yarışır gibi kadına ısrarla para ve yiyecek vermeye çalışan insanlar.

Tükenmiş ve umudunu yitirmiş olduğu bir esnada kadının karşısına bir adam çıkıyor. Yazarın deyişiyle klinik bir vaka. Başı sargılı olmasına rağmen hissettiği sancı fiziksel değil sanki. Hastane hastene geziyor; bir türlü onarılamamış. Bu adam o kadını görüyor, duyuyor ve anlıyor.
Sahne değişiyor, günlerden gece yarısı. Başka bir yerde, otoban kenarında karşımıza bir benzin istasyonu çıkıyor. Benzinliğin, kamyon şoförleri için ayrılmış tuvaletinde loş bir ışık dikkat çekiyor. İçeride bir öncekine benzer siyahlıkta ama farklı bir kadın tek başına doğum yapıyor.

Benzin istasyonu: Modern bir rahim sembolü
Kitabın en dikkat çekici noktası ise benzin istasyonu. Yazar, sembolik açıdan İsa’nın doğum tasvirinden esinlenirken, toplum duyarsızlığının sebep olduğu varoluşsal karanlığı merkezine alıyor. Karanlık, iki farklı noktada şekil bulup birbirine bağlanıyor: insan ve mekan.
İsa’nın doğumu birçok kültürde umudun sembolü olmuştur. Orjinal hikayedeki doğum mekanı bir ahırken, bu hikayede benzin istasyonu oluveriyor. Yalnız burası, Engin Akyürek’in tuvaletlerimizin temizliğini test etmeden yolunuza devam etmeyin dediği cinsten bir yer değil. “Burası, tüm o zifiri, simsiyah kadınların attığı çığlıkların karanlık merkezi” diyor yazar. Umut, bazen karanlığın tam merkezinde filizlenir.
Bu bağlamda benzin istasyonu, tıpkı bir rahim gibi bir şeyin henüz tamamlanmadığı bir durak; süresi belirsiz, geçici bir bekleme alanına dönüşürken (Deleuze & Guattari), kadınlar için bu geçicilik, metaforik anlamda bir sıkışmışlığa dönüşüyor. Bir yandan rahim gibi karanlıktan doğan yeni bir umudu temsil ederken, diğer yandan toplumun duyarsız kalarak, kadınları ve bilhassa dezavantajlı kadınları nasıl belirsizliğin hüküm sürdüğü duraklara ittiğinin sembolü haline geliyor. Kadınlar burada ne tam anlamıyla kabul görüyor, ne de özgürleşebiliyor.

Zifiri, simsiyah kadınlar
Hikayede geçen iki kadının da zifiri, simsiyah olarak tanımlanması, ten renginin ötesinde onları çevreleyen karanlığın dokunulabilir bir yoğunlukta olduğu hissini yaratıyor. Bu karanlıktan yansıyan sadece bir kadın değil, ötekileştirilen bir kadın. Literatürde, ötekileştirme demek bir bireyin ırk, etnik, din, cinsiyet, cinsel kimlik, siyasi görüş ve benzer konular üzerinden ayrımcılık görmesi anlamına gelir. Yazar günümüzde hala kadın doğmaktan ziyade kadın olunduğunu bildiği için ötekililik vurgusunu zifiri, simsiyah dediği kadınlar üzerinden yapmış. Yani, kadın olarak yeterince öteki iken, ötekileştirilmiş bir öteki olmak, denklemde siyahın tüm tonlarını görmektir demek istemiş.

Peki, benzinlikte doğan umut ne anlama geliyor? Kimdir İsa’nın doğumuna tanıklık eden çobanlar? Kimdir o kadınla dünya arasındaki zırhı parçalayanlar? Kimdir bu duyarlı yayalar?
Kadın erkek farketmeksizin, toplumun yine kendisi. Kadını geleneksel rollerin içine hapsederek hem özel hem de toplumsal alanda ayrımcılık görmesine sebebiyet veren tüm sosyal, politik, ekonomik ve hukuki tutumlara karşı mücadele eden kadınlar ve erkekler. Ulusal ve uluslararası zeminde kadına yönelik ayrımcılık ve şiddetle mücadelede yetkili olanlara yükümlülüklerini hatırlatan kadınlar ve erkekler. Görmezden gelmeyen tüm kadınlar ve erkekler.
Hikayedeki gibi, ruhlarının sancısı zihinlerine yansımış; duyarsızlaş(tırıla)mamış, onarılamamış yayalar.






















