Shaun Tan’dan Köpeklerin İnsanlarına

Köpek ile insanın arasındaki bağı bu kadar güçlü kılan nedir?

Köpek (Dog), Oscar ve Alma ödüllü Shaun Tan’ın Şehrin İçinden Öyküler (Tales Form the Inner City) adlı eserinin bir bölümü. Sonrasında ufak bir cep kitapçığı boyutunda ayrıca basıldı. Tan, insan ile köpek arasındaki, tarih öncesinden bugüne ve geleceğe uzanan, farklı zaman ve mekanlarda hayat bulan bu sıra dışı bağı, yaşam döngüsü üzerinden hayal ediyor. Sıra dışı bir bağ çünkü diğer hiçbir bağa benzemiyor. 15.000 yıla yayılan, sayısız toplumun yükseliş ve düşüşüne şahit olan, birbirini şekillendiren ve dönüştüren, türler arası nadir bir bağ bu. Çünkü evrimsel olarak insan ile köpek arasında kendini sürekli inşa eden, fiziksel ve ruhsal bir uyum var.

6 yaşından beri köpeklerle büyümüş, bugün iki köpek annesi biri olarak her gün onların gözlerinin içine bakıp acaba hangimiz daha fazla dönüşüyoruz diye düşünüyorum. Köpeklerin yaşam döngüsü bu ilişkiyi uzun soluklu yapamıyor ama bağın kuvveti o kadar büyük oluyor ki yaralasa da içinde yaşatmaya devam ediyorsun. Bu nedenle bazı insanlar köpek veya kedilerinin kaybından sonra tekrar sahiplenemiyor, tekrar aynı acıyı yaşayamayacağını söylüyor.

Bir köpeğin insanı olmanın bu hayatta yara almaya değer, nadir deneyimlerden biri olduğuna inanıyorum. Yeni bir köpek bir öncekini unutturmuyor, sadece sevginin hacmi büyüyor. Shaun Tan’ın dediği gibi gelecek beraberinde ne getirirse getirsin içinde köpeklerin olmadığı bir dünya hayal edemiyorum. Tan’ın Köpek adlı şiirinden Türkçe’ye çevirdiğim kısım, köpeklerin insanlarına gelsin.

Yabancıyken birbirimize,

tersine bükülmüş bacaklardı sadece,

rüzgara karışan boğuk seslerdi belki de,

ama her diş, pençe ve sopa birer silah,

her dürtü karmaşık bir gizemdi.

Fakat bundan fazlasını istedik.

İçimizde bir yerde biliyorduk daha fazlasının olduğunu.

Bir gün elimdeki sopayı sana attım.

Ve sen geri getirdin. 

Elim kulağına dokundu.

Burnun dizime.

Yan yana yürüdük sonrasında,

sanki hep öyleymişçesine. 

Aktı ellerimizden zaman,

sonsuz bir nehir gibi. 

Düzlükler açıldı, gökyüzü yükseldi,

ve sonra seslendin bana, 

Bu dünya bizim!

Öyleydi de.

Koştum, koştun.

Çağırdın, cevap verdim.

Savurduk birlikte tüm o yalnızlığı ve korkuyu,

gördük asla olmayacak olan 

her şeyin olduğunu.

Her bir güzellik ve felaketi, yükseliş ve düşüşü.

Öldüğünde

bıraktım seni nehre.

Öldüğümde,

bekledin beni kıyıda.

Böyle geçti zaman biz ayrıyken.

Sonra bir şekilde tekrar bir araya geldik.

Her zaman olduğu gibi.

Fakat farklı şimdi her şey.

tersine akıyor nehir,

yok olmuş düzlükler,

çöküyor üstümüze olanca ağırlığıyla gökyüzü.

Sanki zaman bizden yalnızca kaçıyor gibi.

Peki nereye gideceğiz? Ne yapacağız?

Çekiyorsun elimi,

Dokunuyorsun burnunla dizime, 

ve sesleniyorsun bana hep yaptığın gibi.

Bu dünya bizim!

İşte öylece

yürüyoruz tekrar.

Yeni içeriklerden haberdar olmak ister misin?

E-posta adresini girmen yeterli.

Okumaya devam et