Yol ve Yolculuk Üzerine: The Girl and the Wolf

Çocuk edebiyatı ve antropomorfizm

İnsani niteliklerin başka varlıklara örneğin hayvanlara atfedilmesi yani antropomorfizm, özellikle resimli kitap dünyasında uzun süredir olmasına rağmen hayvanların hikayelerdeki yeri ve amacı nadiren sorgulanıyor. Örneğin, hayvanların konuşmaya başlamasıyla birlikte hikayenin okuyanı bambaşka bir sonuca götürebileceği üzerinde pek durulmuyor. Fakat yeni nesil çocuk edebiyatında bu konuya yönelik verilen önemin her geçen yıl daha da arttığını görmek heyecan verici.

Wilhelm von Kaulbach (1805-1874)

Küçük Kız ile Kurt (The Girl and The Wolf), yeni nesil bir antropomorfizm örneği. 2019 yılında Katherena Vermette ve Cree-Métis tarafından kaleme alınmış, illüstrasyonlar ise Julie Flett’e ait. Hikaye, annesiyle birlikte ormana meyve toplamaya çıkmış küçük bir kızın kayboluşunu ve karşılaştığı bir kurdun yardımıyla yolunu geri nasıl bulduğunu anlatıyor. Flett’in illüstrasyonlarında kullandığı imza niteliğinde sade ve toprak tonları, kızın kırmızı elbisesinin sürekli özne halinde kalmasını sağlıyor. Dikkat çekici olan, kurt karakterinin çoğu antropomorfik karakterlerin tersine kitabın öznelerinden biri olmaması. Kurt, kitabın tek öznesi olan kızın, kendi yetenek ve sınırlarını keşfetme sürecinde kullandığı sezgilerin sembolü.

Geleneksel çocuk edebiyatı, özellikle Batı dünyasında, birbirine zıt temalar üzerine kuruludur. Siyah ve beyaz gibi veya iyi ve kötü gibi. Sınırlar ve saflar bellidir. Aklından zorun yoksa hangi karakteri daha çok seveceğin bellidir. Çünkü sonuç ve mesaj beklenendir. Totaliterdir bir bakıma; ahlaki mesaj kaygısı o kadar yüksektir ki okuyanın kendi mesajını çıkarması kabul edilmez. Zira karakterler de kendi dünyaları gibi yüzeyseldir. Örnek olarak kurt arketipi, geleneksel kırmızı başlıklı kız ve üç küçük domuzcuk gibi masallardan hatırlanacağı üzere hikayede verilen tüm iyi temaların tam zıttını temsil eder. Gelenekselcilerin tersine, modern çocuk edebiyatçıları (1865 Alice Harikalar Diyarında ve sonrası) siyah ve beyaz arasındaki o keskin çizgiden ziyade ikisi arasındaki harmoninin hikayede geçen tüm karakterlerin üzerinde yarattığı değişimlere odaklanır. Bu hikayelerde sonuç beklenmediktir. Karakterler hikaye boyunca kendini tekrar tekrar inşa eder. Hayatın kendisidir bir bakıma. Bu sayede özellikle yeni nesil çocuk edebiyatında hedefin çocukların yanı sıra yetişkinlerin de olduğunu görmek mümkündür.

Küçük Kız ile Kurt hikayesine geri dönersek, küçük kız ormanda kaybolduktan sonra karşısına çıkan kurt, geleneksel büyük kötü kurt arketipinden ziyade yol gösterici ama kızın sorduğu sorulara asla direk cevap vermeyen, onun yerine kızın çaresiz düştüğü durumlarda ona, “Derin bir nefes al. Gözlerini kapat, sonra bak. Ne görüyorsun?” gibi sorular sorarak karşılaştığı sorunları kendi kendine çözmesini sağlayan bir karakter. Hikaye ilerledikçe kız açlık, susuzluk, korku gibi sorunlara karşı çözüm bulmaya çalışıyor. Bu sayede yeteneklerini keşfediyor ve kendi sezgilerine güvenmeyi öğreniyor.

Bu tema bana Clarissa P. Estés’in Kurtlarla Koşan Kadınlar‘ında geçen Bilge Vasalisa hikayesini hatırlattı. Yazara göre, kadınlar aynı kurtlar gibi koklayarak keşfeder. Erginleşme, kadının kendi vahşi doğasına diğer bir deyişle sezgilerine güvenmesi ve karanlıktan çekinmemesi ile mümkündür. Yazarın vurucu noktası ise, kadınların günü geldiğinde kafalarındaki sürekli koruyucu ve gözeten anneyi bırakıp yalnız kalabilmeyi ve tehlikeleri göze alabilmeyi öğrenmeleri gerektiği. Anneler kızlarını yalnız bırakırken, küçük kızların içinden yeni kadınlar doğar:

Her zaman gözeten, yanında olan, koruyucu annenin, kişinin gelecekteki içgüdüsel hayatındaki en önemli rehberlik görevini üstlenmeye uygun olmadığını kabul etmek. Kendi kendine, kendisi için uyanık olmak.

– Clarissa P. Estés, Kurtlarla Koşan Kadınlar, 96

Annesi meyve toplarken küçük kız koşarak çalılıklara doğru gitti. Yardım etmesine ediyordu da daha çok etrafta koşturup duruyordu.

“Fazla uzaklaşma” diye seslendi annesi. “Yakında hava kararacak.”

“Tamam!” dedi kız ama koşmaya devam etti.

Küçük kız, annesi olmadan da zaman zaman sorunlarını çözebileceğini ve ormanın aslında korkutucu bir yer olmadığını fark ediyor. Günün sonunda ormandan çıkış yolunu bulup annesine kavuşmasıyla hikaye sonlanıyor. Küçük Kız ile Kurt‘un, çocuk gelişiminde sıkça vurgulanan ‘çocukların sorunlarını kendi kendine çözmesinin’ önemini destekleyen eserlerden biri olduğunu düşünüyorum.

Yeni içeriklerden haberdar olmak ister misin?

E-posta adresini girmen yeterli.

Okumaya devam et