dPICTUS 2020 Bahar Kataloğundan Seçmeler

dPICTUS, koronavirüs sebebiyle 2020 kataloğunu bu yıl online olarak yayınladı.

Gözler Mayıs ayındaki Bologna Çocuk Kitapları Fuarına çevrilmişken, fuarın koronavirüs sebebiyle program değişikliğine gitmesiyle dPICTUS, 2020 kataloğunu online olarak yayınladı.

Katalog, 2019 Frankfurt Kitap Fuarının 100 Olağanüstü Resimli Kitap sergisinde sergilenen kitaplar ve deneyimli kuratörlerin yorumlarıyla birlikte yeni çıkacak eserleri barındıran eklektik bir liste içeriyor. Bu tarz katalogları incelemeyi özellikle farklı sanatçı ve özgün eserleri keşfetme açısından faydalı buluyorum. Hikaye-anlatım olarak repertuvar geniş tutulmuş. İçerikler çoğunlukla her yaşa hitap ediyor. Birçok sanatçı ve yazarı keşfederken, Duck, Death and the Tulip ve Jane, the Fox and Me gibi dünyaca tanınmış eserleri görmek keyif verdi. Keyifli bir incelemenin ardından favori listemi belirledim.

Bir Yaz Dalışı (A Summer of Diving)

Psikiyatri kliniğinde yatan ve kimseyi görmek istemeyen, mutsuz bir adam ve her gün ısrarla onu görmeye gelen küçük bir kız. Zoe, sabırla babasının daha iyi olmasını beklerken yüzücü Sabina ile tanışır ve akabinde arkadaş olurlar.

İlk bakışta aşık olduğum bu eser, Bir Yaz Dalışı (A Summer of Diving), ödüllü yazar Sara Stridsberg’in anlatımı ile yine ödüllü sanatçı Sara Lundberg’ın çocuksu ama derin görsel anlatım gücünün birleşmesinden oluşmuş İsveç menşeli bir proje. Hikaye, Stridsberg’in tanınmış romanından (Beckomberga – Ode till min familj, 2014) bir çocuğun perspektifine göre uyarlanmış. Bir ebeveynin kayıp yaşam sevinci ve bir çocuğun özlemi ile aynı zamanda hayal gücünün gücü hakkında keyifli bir hikaye.

Ördek, Ölüm ve Lale (Duck, Death and the Tulip)

“Bazı ördeklerin melek olup yeryüzüne bakan bir bulutun üzerinde oturacağını söylüyorlar.”

“Büyük olasılıkla” dedi Ölüm ayağa kalkarak. “Zaten kanatlarınız var.”

“Bazı ördeklerin ise, eğer iyi ördekler değilse kebap olacakları bir yerin olduğunu söylüyorlar.”

“Ördekler gerçekten ilginç hikayeler anlatıyor, ama kim bilir?” dedi Ölüm.

“Yani sen de bilmiyorsun” diye tersledi Ördek.

Ölüm, ona sadece baktı.

— Ördek, Ölüm ve Lale, Wolf Erlbruch

Küçük Prens ile kıyaslanabilecek seviyede, tekrar tekrar okunabilecek bir eser olan, Wolf Erlbruch’un (2007) yazıp çizdiği Ördek, Ölüm ve Lale, yeni nesil çocuk edebiyatında özel bir yere sahip. Türkiye’de Hep Kitap tarafından basılan eser, ölüm gibi zor bir konuyu çocuklara anlatabilmenin en sıcak yolunu seçiyor. Ölüm ile ördek arasındaki varoluş üzerine felsefi bir sohbete dayanan, bol alt metinli, yer yer esprili ama bir yandan da son derece zarif ve duygusal, sadece çocuklar için değil büyükler için de özel bir hikaye. Benzer olarak, Glenn Ringtved’ın ödüllü eseri Ağla, Çok Sev, Ama Asla Kırılma (Cry, Heart, But Never Break) ölüm konusunu işleyen unutulmaz çocuk kitaplarından.

Nehir Nedir? (What Is a River?)

Nehirlerin birçok gücü vardır. Dibe çöken kalıntılar gibi, duyguları da taşır derinlerde, toprağa verdiği gibi zihinlere de can verir, zamanı ve mekanı birbirine bağlar.

— Nehir Nedir?, Monika Vaicenavičiene

Nehir Nedir? (What is a River?), Litvanyalı sanatçı-yazar Monika Vaicenavičiene’nin son kitabı. Yaşam ve insan arasındaki bağı farklı açılardan anlatırken içerdiği alt metinlerle değerli mesajlar veriyor. Bana yer yer Alessandro Sanna’nın Nehir‘i hissiyatı verdi. Türkiye’de de yakında raflarda yerini alacakmış.

Walt’ı Beklerken (Waiting For Walt)

Daniel Fehr’in yazdığı ve Maja Celija’nın resimlediği Walt’ı Beklerken, oyun ve hayal gücünün bağını bir çocuğun perspektifinden veriyor. Godot’yu Beklerken göndermesi yapan hikayede, iki çocuk Walt‘ı beklerken bu durumu oyuna çeviriyorlar, devamında oyun Walt Disney‘in karakterlerini de içine alan eğlenceli bir kurguya dönüşüyor. Hikayenin, benzer tadı Shaun Tan’ın eserlerinde çokça bulabildiğim, çocukların oyun oynarken mekanla kurdukları ilişki ile kendi kurgularının nasıl iç içe olabileceğini gösteren bir anlatım gücü var. Türkçe haklarının satın alındığını öğrendiğim bu muhteşem eseri Türkiye’ye gelmesini sabırsızlıkla bekliyorum.

Jane, Tilki ve Ben (Jane, the Fox and Me)

Eğer dünya dayanılmayacak bir yer haline gelmişse bir kitaba sığınırım, küçük bir uzay gemisi misali beni uzaklara götürür.

— Susan Sontag

Öncelikle genç okurlar olmak üzere, okul yıllarını sevgiyle (!) yad eden yetişkinler için keyifli bir hikayemiz var. Fanny Britt’in yazdığı ve Isabelle Arsenault’ın resimlediği hikayenin ana teması, bir çocuğun okulunda yaşadığı akran zorbalığına karşı teselliyi bir kitapta bulması. Kocan Kadar Konuş‘taki Efsun’un, Sabahattin Ali’nin Kürk Mantolu Madonnası‘nda bulduğu gibi Helene de, Charlotte Bronte’nin Jane Eyre‘sında teselli buluyor. Çocukların birbirine karşı ne kadar acımasız olabildiğinin ve bir kitap karakteriyle kurduğu hayali arkadaşlık ile kendi içsel yolculuğuna çıkan bir çocuğun hikayesi.

Kiosk (The Kiosk)

“Saklanıyorum” demek aslında doğru değil: Beni bulamayacakları bir yerde tek başıma kalıyorum.

Kirpinin Zarafeti, Muriel Barbery

Geçtiğimiz yıl resimli kitabı çıkan Kiosk, aslen 2013 yılında yayınlanmış bir kısa animasyon. Animasyon dalında birçok ödülün sahibi olan eser, Letonyalı sanatçı Anete Melece‘a ait. Hikaye, bir büfenin içinde yaşayan, aynı zamanda orada sıkışıp kalmış irice bir kadının, hayallerine kavuşma mücadelesi. Büfe, kadının sınırlarını, birikimlerini, korkularını ama aynı zamanda hayallerini de barındırıyor; kendi konfor alanını. Büfeden çıkmak yerine (zira parçalamadan çıkamaz), onu arzu ettiği yere taşıyor.

Sanatçının aslında kendi hikayesi Kiosk‘a ilham vermiş. Meleece, Ofiste Meşgul Bir Freelancer (Busy Freelancer At Work) adını verdiği cizgi-hikayede Kiosk‘a giden yolculuğunu şöyle anlatıyor:

Patates gibi hissettiğim bir zamandı. Bir ofiste iyi bir işim vardı, daha önce hiç olmadığı kadar fazla para kazanıyordum. Her şey yolundaydı, ancak yanlış yerde olduğumu hissediyordum. Acilen bir yol bulmam gerekiyordu.

Demek ki neymiş hiçbir şey için geç değilmiş. Kadının, orada nasıl yaşayabildiği ise ayrı bir merak unsuru.

Savaş (War)

Çocuklar eğer öldürülebilecek kadar yaşlıysa, savaş hakkında okuyabilecek kadar da büyüktür.

— Deborah Ellis

Savaş, Jose Jorge Letria tarafından yazılmış, kitabın çizimleri ise André Letria’ya ait. Yalın ama bol alt metinli anlatım tarzı ile sürreal çizimler savaşın nasıl ortaya çıktığını ve nelere mal olduğunu anlatıyor. Savaşın hala normal sayılabildiği bir zamanda böylesine cesur bir yorum her yaştan okuyucuyu zor ama gerekli bir tartışmaya çağırıyor. Kitap Portekizce’den İngilizce’ye çevrilmiş. Türkçe çevirisini de raflarda görmeyi sabırsızlıkla bekliyoruz efendim.

İçimdeki Kuş Nereye İsterse Oraya Uçar (The Bird Within Me Flies Wherever it Wants)

Sara Lundberg’ten bir Yeşilin Kızı Anne (Anne of Green Gables) benzeri çalışma, fakat daha dramatik olanı. 1920’lerde İsveç’in bir köyünde yaşayan, huzuru doğada ve çizmekte bulan, annesi ve kardeşini tüberküloz sebebiyle kaybettikten sonra kendi ayakları üzerinde kalmayı öğrenen, söz konusu aile, iş ve hayaller olduğunda geleneklere karşı dik duran genç bir kızın hikayesi.

Kayıp Ruh (The Lost Soul)

Kayıp Ruh, Polonya’dan Olga Tokarczuk’ın anlatım gücü ve Joanna Concejo’un melankolik çizimlerini bir araya getiren bir eser, ayrıca 2018 Bologna Ragazzi Ödülü’nün sahibi. Varoluş krizi içinde olan bir adamın, çocukluk anılarından başlayarak kendini bulma hikayesi. Bu tarz hikayeler, sizi samimi bir melankolinin içine çekerken aynı zamanda huzuru da vadediyor. Yeri gelmişken, Jean Pierre Weill’in Varoluş Kuyusu: Yetişkinler İçin Çocuk Kitabı (The Well of Being: A Children’s Book for Adults) varoluşçuluk denince aklıma gelen ilk eser, ilgisini çeken muhakkak bir göz atsın derim.

Atlas: Kıtalar, Denizler ve Kültürler Arası Yolculuk Rehberi (Maps)

Türkiye’de Domingo Yayınevi’nin basmış olduğu Atlas, Aleksandra ve Daniel Mizielińscy çiftinin 37 dile çevrilmiş, yankı uyandırmış dev eseri. Sadece coğrafi bilgileri değil, ülkelerin yemek kültüründen, sanata, tarihinden doğasına genel karakteristik özelliklerini sunan, tasarımı ile son derece ilham veren bir eser. Klişeleşmiş, koltuğundan kalkmadan gezen (armchair traveller) konseptinin hakkını veren eserlerden. Yer yer oryantalist bir tat alabiliyorsun ama ne yapacaksın, takmayacaksın tak açacaksın! Öf, çok pis yad ederim.

Ek olarak, Türkiye’de çeşitli siteler eserin ilk versiyonunu satıyor ve açıklamalarda “Charlie Chaplin’den Halide Edip Adıvar’a…” diye bir tabir kullanmışlar. İlk versiyonu alıp Türkiye nerde ya? diyenleri kitabın special edition versiyonuna yönlendiriyorum.

Taş Dev (The Stone Giant)

Her akşam küçük kız aynaya bakarak kendine iyi geceler der. Bir gün elindeki son mum da biter. Bunun üzerine “Babamı devden kurtaracağım” diyerek aynasını ve silahını alıp babasını bulmak için yola çıkar.

— Taş Dev, Anna Höglund

Çocuk edebiyatında içsel çatışma ve öfke ile mücadele çoğunlukla antropomorfik tarzla verilir. Hikayeler, kurgusal olarak bir takım canavar veya yaratıklarla olan mücadele veya işbirliğini anlatır. Bu tür eserlerin başında, tabi ki çocuk edebiyatının en önemli klasiklerinden Maurice Sendak’ın Vahşi Şeyler Ülkesi (Where the Wild Things Are) geliyor. Taş Dev (The Stone Giant), alt metinsel olarak bakıldığında bu türden bir eser diye düşünüyorum. Hikaye, Elsa Beskow’a ait eski bir İsveç masalına dayanıyor, çizimler ise İsveç’in önde gelen illüstratörlerinden Anna Höglund’a ait. Sanatçı, çizimleri ile klasik peri masallarında kullanılan görsel dile sadık kalmış. Küçük bir kızın canavarı öldürmek için giden babasının (şövalye) geri dönmemesi üzerine ardından gitmesini konu alıyor. Yetişkinlerin başarısızlığa uğradığı noktada bir çocuğun başarıya ulaşabileceğini anlatan klasik tatta modern bir eser.

Yeni içeriklerden haberdar olmak ister misin?

E-posta adresini girmen yeterli.

Okumaya devam et