Modern bir peri masalına yolculuk
Birinin doğa ile bağlantısını sürdürebilmesi için kendisine ne istediğini sorması gerekir. bu tohumu topraktan ayrıştırmaya benzer. Seni çağıran dışarıdaki sesler ile ruhundan gelen sesler arasındaki fark, yapabileceğin en önemli ayrımlardan biri.
Kurtlarla Koşan Kadınlar

Geleneksel masallara yönelik modern dokunuşlar sadece klasik olana olan bakış açısını değiştirmekle kalmıyor, yenilerini de inşa ediyor. Özellikle içsel yolculuk ve kendini keşfetmeye dair olgular, yeninden ele alınan klasik hikayelerde dahi aranan bir tema. The Wolf’s Secret, son zamanlarda karşıma çıkan en iyi örneklerden biri. Atmosfer olarak modern bir peri masalı. Geçtiğimiz hafta piyasaya sürülen eserin hikayesini yazan Myriam Dahman ve Nicolas Digard, resimleyen ise Sweep, Mary Who Wrote Frankenstein, The Liszts ve One Day in Wonderland gibi çarpıcı eserlerin arkasındaki illüstratör, Julia Sarda. Görsel anlatım, İskandinav masallarındakine benzer, samimi bir doğa-insan dokusuna sahip. Bu açıdan Sarda’nın imzasının ağır bastığını düşünüyorum, ki kendisi renk ve doku olarak özellikle folklorik dramalarda kendini belli eden, yüksek görsel anlatım gücüne sahip bir sanatçı. Hikayenin atmosferini değiştirebilen detaylara sahip bir kompozisyon anlayışı var.

İlk dikkatimi çeken, seçmiş olduğu renkler ve detaylar oldu. Hikayeyi okumadan önce kendimi detayları incelerken buldum. Yeşil ve toprak tonlarının hakim olduğu orman ile sonbahar tonlarının hakim olduğu kadının evi muhteşem bir uyum içinde. Evin rüstik, bohem ve country detayları bak bak bitmiyor. Kilimlerdeki renklerin canlılığı, duvardaki bir saatin nostaljisi, danteldeki işlemeler, çarşaftaki kanaviçeler, dolabın oymaları, şöminenin yanında asılı duran kuru sebzeler… Detaylarda klasik Rus masalları ile Ukiyo-e esintileri var.

Hikaye ise kısaca bir kadın ile kurdun dostluğunu, farklılık ve imkansızlıklara rağmen kurdukları ortak dil üzerinden anlatıyor. Hatta ‘dil’ olgusu o kadar baskın işlenmiş ki, her şeyin bir dili var; ormanın dili, kurdun dili, insanın dili. Yayın evleri, hikayeyi daha çok ‘farklılıklar’ üzerinden yorumlasa da kitabı inceledikten sonra kurt ile kadının aslında aynı bedene ait olduğu hissine kapıldım. Clarissa P. Estes’in Kurtlarla Koşan Kadınlar‘ında çokça üzerinde durduğu kadın ve kurt doğasının arasındaki benzerliğin bu hikayenin alt metninde var olduğunu düşünüyorum. Estes’e göre kadınlar aynı kurtlar gibi doğanın onlara verdiği en büyük yeteneği yani sezgilerini kullanarak kendini inşa eder. Erginleşme, kadının kendi vahşi doğasına diğer bir deyişle sezgilerine güvenmesi ve karanlıktan çekinmemesi ile mümkündür. Yazarın vurucu noktası ise, kadınların günü geldiğinde kafalarındaki sürekli koruyucu ve gözeten figürü bırakıp yalnız kalabilmeyi ve tehlikeleri göze alabilmeyi öğrenmeleri gerektiğidir. Benzer bir şekilde, hikayede kurt ile kadın farklı zorluklardan geçip birbirlerini ulaşmış olsalar bile sonunda yakaladıkları ortak dilin verdiği asıl mesaj, kadının vahşi doğası ile naiflikle birleşen sorumluluk bilincinin verdiği kaybetme korkusunun tek bir bedende bir araya gelip dengelenmiş olması. Artık ne kurt yalnızdır ne de kadın.



















